Akademik Tercüme Hizmetleri: Dil Kullanımının Etkileri

Büyük bilimsel gelişim, tek bir bilim adamı çalışmasının ürünü değildir. Bilim, dünyanın her yerinden kurumlarda çalışan binlerce araştırmacı ve akademisyenin çalışmaları ve gayretleri üzerine inşa edilmiştir.

Herhangi bir alanda mümkün olan bilimsel gelişmeler için uzmanlar arasında, sınırlar ötesinde ve diller arasında sürekli bir değişim olmalıdır. Fakat bu nasıl mümkün olabilir?

Akademik tercüme, uluslararası bilgi alışverişindeki birçok prosedürlerden biridir. Peki, İngilizceyi ortak dil olarak kabul ederek çeviri ihtiyacı ortadan kaldırılabilir mi? Yapay zeka, akademik tercümanların yerini alabilir mi? Bu yazıda, yukarıda belirtilen soruları kanıta dayalı bir bakış açısıyla inceleyeceğiz.

Ortak Dil Olarak İngilizce

İngilizce bir zamanlar Latince gibi akademi hayatının ortak dilidir. Örneğin, çoğu Batı Avrupa ülkesinde, araştırmacıların ana dillerine göre İngilizce yayınlama olasılıkları çok daha yüksektir. Ancak bu daha zengin bir iletişim anlamına gelmez.

Lizbon Üniversitesi İngilizce Araştırmalar Merkezi’nden Karen Bennett’in 2013 tarihli bir makalesinde açıkladığı gibi, İngilizcenin baskınlığı bazı yerel bilimsel söylemlerin hak ettikleri ilgiyi görmesini engelleyebilir. Bu, Bennett’in orijinalin tüm epistemolojik altyapısının yok edilmesi olarak adlandırdığı şeyle sonuçlanır.

Yabancı akademisyenler İngilizce yazmaya ve dilin kullanımı alanında zorlandıklarında, süreç içinde bilgi kaybı veya eksikliği yaşanabilir. Ama bu sadece İngilizce yazan akademisyenler için geçerli değil. Tercüme de tam olarak aynı etkiye sahip olabilir.

Akademik Tercümanın Özellikleri

Akademik çeviride birçok zorluk vardır. Akademik Tercüme Hizmetleri veren akademik tercüman, hedef dilde doğru eşdeğeri elde edebilmek için alan hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Akademik çeviri, hassasiyet ve “epistemolojik altyapıyı aşındırmamak” açısından zorluklar bulundurmaktadır. Bunlar alanında uzman ve deneyimli tercümanların üstesinden gelebilecek zorluklardır.

Akademik tercümanlar, söz konusu çalışma alanını ve akademik makalenin üretim bağlamını bilmelidir. Ancak, belgenin konusuna ilişkin kavrayışın yanı sıra, tercüme konusunda da deneyimli olmalıdır. Sadece makalenin içeriğini anlamak yeterli değildir. Tercüman makaledeki bilgiyi düzgün bir şekilde hedef dile aktarmalıdır. Bu yüzden tecrübeli bilginler ve araştırmacılar için bile DIY (kendin-yap) yaklaşımı asla tercih edilmez.

İngilizceyi ortak dil olarak kabul etmek, akademik belgenin ve dolayısıyla akademik söylemin homojenleşmesine ve tek tür olmasına yol açabilir. Ancak akademisyenler anadillerinde makale yazarken bile, tercümede belirli kural ve nüansların aktarılmaması, orijinal belgede karmaşık katmanlardan arınmış bir tercümenin ortaya çıkmasına neden olur. Akademik belgelerde belirli bir karmaşık anlatım olacağından dolayı bu tür tercümeler istenen etkiyi yaratmaz.

Ankara Yeminli Tercüme & Ankara Noter Onaylı Tercüme